Türkiye Cumhuriyeti

Berlin Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun "süddeutsche Zeitung (sz)" Gazetesine Verdiği Mülakat , 15.02.2016

“Türkiye zaten mülteciler için üç mislini harcıyor”

 

Mülakat: Stefan Kornelius ve Christiane Schlötzer

 

SZ: Sayın Bakan, Suriye’de olası bir ateşkes için artık bir anlaşma var. Anlaşmanın şansı nedir?

 

Bakan Çavuşoğlu: Çatışmaların durdurulması, insani yardım ve müzakerelerin devamı için çok önemli. Rusya’nin sivil hedefleri bombalaması nedeniyle 3 Şubat’ta müzakerelere ara verilmesi gerekti. Bugüne kadar Rusya terör örgütleri DEAŞ'ı (not: sözde İslam Devletinin Arapça adlandırılışı) ve El-Nusra’yı sembolik olarak hedef aldı. Saldırılarının %88’i Suriye’deki ılımlı muhalefete ve sadece %12’si DEAŞ’a yönelikti. Rusya’nın asıl amacı Esad rejimine destek vermek. Rusya, ılımlılar arasında radikallerin de bulunduğu bahanesiyle böyle devam ederse, o zaman bu anlaşmanın da uygulanması mümkün değil. O yüzden DEAŞ ve El-Nusra’ya yönelik operasyonlarda koalisyonla işbirliği çok önemli.

 

SZ: Suriye’deki siyasi çözüm Türkiye’ye göre nasıl olmalıdır?

 

Bakan Çavuşoğlu: Biz siyasi bir dönüşümden bahsediyoruz. Esad gitmelidir. Muhalefetin Esad ile anlaşması mümkün değildir. Biz ayrıca Suriye’nin toprak bütünlüğüne inanıyoruz ve destek veriyoruz.

 

SZ: Bu Kürtler için ne anlama geliyor?

 

Bakan Çavuşoğlu: Kürt kardeşlerimizle hiçbir sorunumuz yok. Kobane’deki durum tırmandığında iki günde 200.000 Kürt kardeşimizi kabul ettik. Geçen zamanda bazıları Kobane’ye geri döndü ve onlar için altyapıyı biz yeniden inşa ediyoruz. Oraya yaptığımız insani yardım 30 milyon Doları geçti. Geride bırakılan hayvanların yemleri bile bizden geldi.

 

SZ: Ancak Hükümetiniz Kürt milislere, "Türkiye’nin gücünü hissedeceklerine" dair zaman zaman tehditlerde bulunuyor.

 

Bakan Çavuşoğlu: Suriye’de çok sayıda Kürt grup var: PYD (not: Demokratik Birlik Kürt Partisi; ABD tarafından İslam Devletine karşı mücadelede destekleniyor, Türkiye tarafından PKK’ya yakınlığı nedeniyle reddediliyor) tüm Kürtleri temsil etmiyor. Hatta PYD ve askeri kanadı YPG kendisi gibi Marksist-Leninist görüşte olmayanlara baskı yapıyor, onları yerlerinden ediyor. PYD/YPG terör örgütüdür. Bu grubun kilit pozisyonlarında çok sayıda PKK teröristleri bulunmaktadır. Bir terör örgütünün, Suriye topraklarının %17’sini işgal etti diye bir müzakare ortağı olarak görülmesi mümkün değildir. O takdirde DEAŞ ve El-Nusra’nın da müzakerelere davet edilmesi gerekirdi. Bir terör örgütüyle mücadele adına diğer terör örgütlerinin arkasına sığınmak koalisyon için acizliktir. Terör örgütüne yaklaşmak kırmızı şapkalı kız masalındaki kurda yaklaşmaktan daha tehlikelidir.

 

SZ: Sizin görüşünüze göre Suriye’deki Kürt milislere ne olmalı?

 

Bakan Çavuşoğlu: Tüm teröristlerin temizlenmesi gerek. Eline her silah alanın bir bölgeyi işgal etmesinin kabul edilmesi mümkün değil. Bu kişiler Suriye’yi bölmek istiyor. Ya terörden vazgeçecekler ya da terörist gibi muamele görecekler. PYD’ye verilen silahlar Türkiye’ye geliyor ve PKK tarafından Türk güvenlik kuvvetlerine karşı kullanılıyor.

 

SZ: Türkiye bu doğrultuda Suriye’ye müdahale eder miydi?

 

Bakan Çavuşoğlu: Eğer bize karşı bir terör saldırısı olursa müdahale ederiz. DEAŞ tarafından terör saldırısına uğradık, şimdi DEAŞ’ı bombalıyoruz. YPG aynısını yaparsa, o zaman bu bizim hakkımız olur. Öte yandan Suriye’deki ve Irak’taki teröristlerle mücadele, bölgede askerleri bulunan koalisyon ülkelerinin de sorumluluğudur. Bu, bir terör grubunun laik mi, radikal-dinci mi olduğuna, bize yakın mı, uzak mı durduğuna bağlı olmamalıdır.

 

SZ: Suriye’de gerçek bir barışa erişilmesi bir süre daha sürecektir. Türkiye’ye yönelen mültecilere ne olacak?

 

Bakan Çavuşoğlu: Beş yıldır insani konularda çok hassas olduk. Açık kapı politikamız çerçevesinde din ve ırk ayrımı gözetmeksizin herkesi kabul ettik: Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Yezidileri, Süriyanileri, Ermenileri, herkesi. Halihazırda Türkiye’de 2,5 milyonun üzerinde Suriyeli ve 200 bin Iraklı bulunmakta. Şimdi AB’nin Türkiye’deki Suriyeliler için tahsis etmek istediği 3 milyar Avro hakkında konuşuyoruz. Biz ise sadece Türkiye’deki sığınmacılar için tek başımıza bunun üç misli para harcadık. Bunun yanısıra sınırın diğer tarafına da daima insani yardım sevkettik. Sınırın diğer tarafındakiler için çadırlar ve kamplar kuruyoruz. Uzun zamandır Suriye’de güvenli bölge oluşturulmasını öneriyoruz. Almanya dahil birçok ülke bunu ciddiye almadı ve tartışmadı. Türkiye kendi için bir toprak parçası istemedi ki. Bunu Suriyeliler için istedi. Mevcut göç dalgası ile birlikte bu konu birden tekrar tartışılıyor. Hiçbir zaman geç değildir. Güvenlikli bir bölgede yerleşim birimleri kurabiliriz.

 

SZ: Bunu nasıl yapmak istiyorsunuz?

 

Bakan Çavuşoğlu: Sadece Türkiye’deki kamplar için 10 milyar Dolar harcadık. Bu meblağın yarısını bu tarz bir bölgede, geri dönmek isteyenler dahil olmak üzere Suriyeliler için şehirler kurulması için harcayabilirdik ve yine de harcayabiliriz. Suriye’de, ayrıca ülke içinde yerlerinden edilmiş 8 milyon insan da var. Objektif analizler yapıyoruz ve bunları müteffiklerimizle paylaşıyoruz. O müttefiklerimiz şimdi, dört-beş yıl önce bizim bulgularımızı dikkate almadıklarından üzüntülerini bildiriyorlar.

 

SZ: Türkiye, göçmen kaçakçılarının yakalanması için NATO’nun Ege’de devriye gezmesini istiyor. Buna Yunanistan da şimdi onay verdi. NATO, iki ülkenin sahil güvenlik kuvvetlerinin yapamadığı neyi yapabilir?

 

Bakan Çavuşoğlu: Göçmen kaçakçılığı ile mücadele, AB ile kararlaştırdığımız hususlar arasındadır. Biz bu bağlamda üzerimize düşeni yapıyoruz. Örneğin 2014’e kıyasla, 2015 yılında göçmen kaçakçılarının elinden kurtardığımız kişilerin sayısı 6 kat arttı. Yakaladığımız organize suç içinde olanların, kaçakçıların sayısı da arttı. Ancak Suriye ve Irak ile 1.300 kilometre sınırımız var, Karadeniz var, Akdeniz var. Ve İran’ın, Afganları, Pakistanlıları ve Bangladeşlileri Türkiye’ye gönderdiğini görüyoruz. Ege kıyımız da 1.000 kilometre uzunluğunda, girintili çıkıntılı ve dağlı. O yüzden denizde de tedbirler alınmalı. Hedefimiz kontrollü bir göç.

 

SZ: AB, Türkiye’den, Mağrip ülkeleri vatandaşlarına tekrar vize uygulamasını istiyor. Bunu yapacak mısınız?

 

Bakan Çavuşoğlu: Bizim halihazırda kısmen çok katı bir vize rejimimiz var. Örneğin, Afganistan’a yönelik. Öte yandan, öncelikli hedeflerimizden birisi aslında seyahat serbestliğidir. İçinde bulunduğumuz şartlar bunu tekrar gözden geçirmemizi gerektiriyor. Üçüncü ülkelerden bize gelmek isteyen Suriyeliler için tekrar vize uyguluyoruz. Irak vatandaşlarına yönelik de vize rejimimizi gözden geçirdik, Libya’ya vize uyguladık. Mağrip ülkelerine ilişkin olarak, burada ne yabileceğimizi gözden geçiriyoruz. Geçen yıl Türkiye’ye giriş yapan 108 bin Faslının 11 bini resmen çıkış yapmadı. Biz tüm bilgilerimizi düzenli olarak Avrupalılarla paylaşıyoruz.

 

SZ: Yunanistan şimdi, mültecileri geri göndermek için Türkiye’yi güvenlikli ülke ilan etti. Bu Suriyeliler için geçerli olacak mı?

 

Bakan Çavuşoğlu: Halihazırda Yunanistan, Bulgaristan ve de AB ile Geri Kabul Anlaşması imzaladık. AB ile olan anlaşma Haziran ayında üçüncü ülke vatandaşları bakımından yürürlüğe girecek. Türkiye üzerinden Yunanistan’a ve AB’ye yasadışı olarak gittikleri ispat edilen kişiler olursa Türkiye sözkonusu kişileri geri kabul edecek. Ancak buna Suriyeliler dahil değildir. Uluslararası hukuka göre savaştan kaçan insanları geri göndermek mümkün değildir. Sayın Merkel ile yaptığımız anlaşmaya göre, diğer mültecilerin üçüncü ülkelere gönderme konusunda da Türkiye ve Almanya arasında işbirliği yapılacaktır. Ancak komşularımız Bulgaristan ve Yunanistan’ın da kendi ödevlerini yapması gerek. Örneğin insanların kayıt altına alınması ve kaçak bir girişin yapıldığına dair dokümentasyon bağlamında.

 

SZ: Mülteci dramının boyutları karşısında Avrupa’nın endişelerini anlıyor musunuz yoksa Avrupa'yı bu konuda histerik mi buluyorsunuz?

 

Bakan Çavuşoğlu: Avrupa’da ekonomik krizler ve işsizlik nedeniyle son on yılda tabii bir panik var. Ancak benim kanımca, şimdi Avrupa ülkelerindeki ırkçılık ve artan yabancı düşmanlığı daha önemli faktörler. Sonuç olarak, 28 AB ülkesinin kaç mülteci kabul ettiğini ve Türkiye’nin panik ve histerik olmadan neler yaptığını görmemiz lazım. İnsani sorunlar histerik veya panikle çözülemez. Son olarak Suriyelilere çalışma izni de verdik. Öncelikle bu insanların neden yurtlarını terk ettiklerini, hangi umutlarının olduğunu, aç mı kaldıklarını, sağlık hizmetlerine mi erişemediklerini yoksa çocukları için eğitim imkanına sahip olmadıklarını mı anlamamız lazım. İnsanların kış ortasında ailelerini Ege'nin dalgalarına maruz bırakmalarının nedenleri nelerdir? Askeri ve güvenlik temelli tedbirler ile göçü %100 engelleyemezsiniz.