Türkiye Cumhuriyeti

Berlin Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Şansölye Angela Merkel’in Aşırı Sağ Şiddeti Kurbanlarını Anma Etkinliği’nde Yaptığı Konuşma , 23.02.2012



        23.02.2012, 
        Perşembe Berlin   

        Sayın Federal Konsey Başkanı, 
        Sayın Federal Meclis Başkanı, 
        Sayın Federal Anayasa Mahkemesi Başkanı, 
        Ekselansları, 
        Sayın Bayanlar ve Baylar, 
        Ama herkesten evvel yakınlarını kaybeden veya kendileri saldırı kurbanı olan sevgili aileler,   

        Bugün bu anma törenine geldiğiniz için sizlere teşekkür ederim.   

        Solumdaki podyumda mumlar dizili. Bu mumlar hayatları zalimce söndürülen insanlar için yanıyor.   

        Enver Şimşek. Sadece 38 sene yaşayabildi. Kendisinin, eşinin ve iki çocuğunun Nürnberg’de çiçek dükkânı açma hayalini gerçekleştirmişti.   

        Abdurrahim Özüdoğru. Kendisi Nürnberg’de çok kez bir terzi dükkânında yardım ediyordu. Öldürücü kurşunlar onu o dükkânda vurdu. 49 yaşındaydı ve geriye bir kız çocuğu bıraktı.   

        Süleyman Taşköprü. Hamburg’da bir manav dükkânı işletiyordu. 31 yaşında hayatını kaybettiğinde kızı henüz 3 yaşındaydı.   

        Habil Kılıç. 38 yaşında cinayete kurban gitmeden daha birkaç ay evvel Münih’te eşiyle birlikte bir bakkal açmıştı. İkisinin bir kız çocukları var.   

        Mehmet Turgut. 25 yaşındaydı ve Anadolu’dan henüz Rostock’a gelmişti. Umutları ve hayallerini yanında getirmişti. Onları gerçekleştirme şansı olmadı.   

        İsmail Yaşar. Çoğunlukla Nürnbergli komşuların okula giden çocukları bu aile babasının döner dükkânına severek gelirlerdi. O, 50 sene yaşadı ve ardında 3 çocuk bıraktı.   

        Theodoros Boulgarides. 41 yaşındaki iki çocuk babası Münih’te yaşıyordu ve Almanya’da bir işadamı olarak gelecek kurabileceğine inanıyordu.   

        Mehmet Kubaşık. Almanya’ya birlikte geldiği eşiyle Dortmund’da bir gazete bayii açmıştı ve kızı ile daha küçük olan iki oğlunun geçimini buradan sağlıyordu. 39 sene yaşayabildi.   

        Halit Yozgat. 21 yaşındaki bu genç, memleketi Kassel’de bir internetkafe işletiyordu – ta ki katilleri genç hayatını söndürene kadar.   

        Michèle Kiesewetter. Polislik eğitimi için Thüringen’den Baden-Württemberg eyaletine taşınmıştı. Heilbronn’da görev aracının içinde öldürüldüğünde yaşı henüz 22 idi. Yanındaki meslektaşı saldırıyı ağır yaralanarak atlattı.   

        10 adet yanan mum – 10 söndürülen hayat. Bugün o sönen hayatları anıyoruz. Bu 10 mum, 2000 ila 2006 yılları arasında Almanya’da gerçekleşen ve faillerinin 2011 yılına kadar, yani 10 yıldan fazla fark edilmeden tam ortamızda yaşamaya devam ettiği bir cinayet serisi için yakıldılar. Ülkemizde bunun emsali yoktur.   

        Herşeyi aşan “Bu nasıl olabildi?”, “Neden daha önce fark etmedik?” ve “Neden engelleyemedik?” sorularını yanıtlamadan evvel, sessizlik istiyorum. Saat 12’de tüm ülkede çalışanların yapacağı saygı duruşundaki gibi sessizliğe bürünelim. Saygı duruşunda bulunmayı sendikalar ve işverenler kararlaştırdılar.   

        (Sessizlik)   

        Teşekkür ederim.   

        Bu sessizlikle, 1990’lı yılların sonundan bu yana merkezi Thüringen’de olan ve kendine “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” adını veren bir terör grubunun işlediği cinayet serisinin kurbanlarını saygıyla anıyoruz. Bu terör grubunun kurbanlarını anıyoruz ve aynı zamanda başka korkunç suçların kurbanlarını da anıyoruz. 19 Ocak 2001 ve 9 Haziran 2004 tarihlerinde Köln’de meydana gelen bombalı saldırıları hatırlayalım. Bu saldırılar sırasında birçok insan yaralanmıştı. Bunların bazıları bugün aramızdalar. Kendilerine bunun için teşekkür ediyorum. Birçoğunun görünen yara izleri var. Ruhlarına işleyen yaraların ne kadar sızladığını ise sadece tahmin edebiliriz.   

        Bazı zaman, insafsız aşırı sağcı saldırganların haberleriyle sarsılırız ve birkaç günlüğüne bu haberler manşetlerde yer alır. Bazen de bir şehir akıllarda, bir olay mahalli olarak kalır. Fakat çoğu zaman bu tür olayları sadece göz ucuyla kaydederiz. Çok çabuk unuturuz – fazla çabuk. Tam ortamızda cereyan eden olayları kafamızdan atarız; belki başka şeylerle fazla meşgul olduğumuz için, belki de etrafımızda olup bitenler karşısında kendimizi aciz hissettiğimiz için.    

        Yoksa kayıtsızlıktan mı böyle davranırız? Kayıtsızlık usulca ama feci bir şekilde etkisini gösterir. Toplumumuzda çatlaklar yaratır. Kayıtsızlık aynı zamanda isimleri, yüzleri ve hikâyeleri olmayan kurbanlar bırakır geride.   

        Bu yüzden burada bir mesaj vereceğiz. Podyumdaki 11. mumu, tüm bilinen ve bilinmeyen aşırı sağ şiddet kurbanları için yaktık. Bu anma töreni aynı zamanda onlara hitabendir. Her bir kurbanın geride bıraktığı bir aile, arkadaşları ve tanıdıkları var. Onların acı ve kederleri ölçülebilir gibi değildir.   

        Aşırı sağcı katillerin insan hayatlarını hiçe saymaları nihayetinde anlaşılmaz olmasına rağmen, nasıl ve kimler yüzünden bu hale gelebildiklerini irdelemeye çalışmak mecburiyetindeyiz. Başka genç erkek ve kadınların da böyle, insan hayatını hiçe sayar hale gelmemesi için herşeyi yapmalıyız. Bunu kurbanlara, onların yakınlarına, hepimize borçluyuz.   

        Bugün aramızda birçok kurban yakını var. Burada olmanın onlar için ne kadar zor olduğunu biliyorum. Bana biraz önce duydukları büyük acıyı ve kendilerini ne kadar yalnız bırakılmış hissettiklerini anlattılar. Bu yüzden bugün burada beraber olabildiğimiz için bir o kadar müteşekkirim. Biraz sonra bize konuşacak olan ölen yakınları Sayın İsmail Yozgat, Semiya Şimşek ve Gamze Kubaşık’a da teşekkür ederim.   

        Kurban yakınlarının çoğu sıkıntılarıyla yalnız bırakıldılar, zira cinayetlerin ardında yatan nedenler çok uzun süre bilinmiyordu. Acı olan gerçek budur. İtiraf mektubu yayınlamak gibi, teröristler için tipik sayılan bir davranış şekli sözkonusu olmadığı için ülkede çok az insan cinayetlerin arkasında aşırı sağcı teröristlerin olabileceğini ihtimaller arasında görüyordu. Bunun yerine, mafya ve uyuşturucu çevrelerinde hatta kurbanların yakın çevrelerinde iz sürüldü. Bazı kurban yakınları yıllarca haksız yere zan altında tutuldular. Bu bilhassa can sıkıcıdır. Bunun için onlardan özür diliyorum.   

        Cinayetlerin aydınlatılması konusunda sadece ilerleme kaydedilmeden yıllar geçmedi. Aynı zamanda, bu yıllar, değerli aileler, sizlere hiç bitmeyen bir kâbus gibi gelmiş olmalı. Eski Cumhurbaşkanı Wulff’un maktullerin aileleriyle yaptığı görüşmelerden birinde şu sözler söylenmiştir: “Bize sadece normal insan gibi muamele gösterilmesini istedik”. “Normal insan gibi” – bu üç kelime ailelerin çaresizliğini ortaya koymaktadır. Yas tutabilmek yerine yıllar boyunca yanlışlıkla zan altında tutulmaları onlar için ne kadar kötü olmuş olmalıdır? Komşu ve dostların onlara sırt çevirmeleri, hatta en samimi yakınların dahi şüpheye düşmeleri nasıl bir ıstıraptır? Ve güvenlik makamlarının, insanın en yakınına işlenen cinayeti açıklığa kavuşturmak için gerçekten elinden geleni yapıp yapmadığı şüphesiyle nasıl baş edilir?   

        Değerli aileler, hiç kimse eşinizi, babanızı, oğlunuzu veya kızınızı geri getiremez. Yas dolu ve yalnız bırakılmış olduğunuz o yılları hiç kimse silemez. Hiç kimse o acıları, öfkeyi ve şüpheleri hiç olmamış gibi yapamaz. Ancak, biz hepimiz sizlere bugün gösterebiliriz ki, sizler artık yasınızla yalnız değilsiniz. Biz acılarınızı paylaşıyoruz. Biz sizlerle birlikte yas tutuyoruz.   

        Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi olarak sizlere söz veriyorum ki, cinayetlerin açıklığa kavuşturulması, destekçi ile yardakçıların ortaya çıkarılması ve tüm faillerin hak ettikleri cezalara çarptırılması için elimizden geleni yapıyoruz. Gerek federal gerek eyaletler düzeyinde bütün ilgili makamlar bu amaçla yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar. Bu önemli bir husus olsa da yeterli olmayacaktır. Zira aynı zamanda, hukuk devletimizin sahip olduğu tüm imkânlar çerçevesinde bu tür olayların hiç bir zaman tekrarlanmaması için elimizden geleni yapmamız da önem taşımaktadır.   

        Aradan geçen süre içinde, aşırı sağcı terörizmin araştırılması amacıyla Federal ve Eyaletler Düzeyinde Ortak Uzmanlar Komisyonu kurulmuştur. Ayrıca, Thüringen Eyalet Meclisi’nde ve Federal Meclis’te kurulan soruşturma komisyonları da çalışmalarına başlamışlardır. Anayasayı Koruma Teşkilatı ve polis teşkilatı arasındaki işbirliğinin yanısıra federal ile eyalet makamları arasındaki işbirliğinin de geliştirilmesine yönelik ilk adımlar atılmıştır.   

        Bütün bunları, insanların nefret, aşağılanma ve şiddete maruz bırakılmasını kabul etmediğimiz için yapıyoruz. Bütün bunları, ötekilerini köken, ten rengi veya dinlerinden dolayı zulme uğratanlara karşı kararlı bir şekilde hareket ettiğimiz için yapıyoruz. İnsanlığın temellerinin sarsıldığı hiçbir yerde hoşgörüye yer yoktur. Hoşgörü, kendisini hoşgörüsüzlüğe karşı korumadığı takdirde kendisini yok eder.   

        “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür.” Federal Anayasamız bu hükümlerle başlıyor. Böylece, Almanya’da yaşanan 12 yıllık Nasyonal Sosyalizm’e, insanların aşağılanması ve barbarlığa, Holokost çerçevesinde meydana gelen medeniyetin batışına verilen yanıttı. “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır.” – Bu, ülkemizdeki birlikteliğin, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin özgürlükçü ve demokratik temel düzeninin dayanağıdır.   

        Ülkemizde her ne zaman insanlar dışlanır, tehdit edilir, zulme uğrar veya yaralanırsa, bu, özgürlükçü ve demokratik temel düzenimize, Anayasamızın değerlerine yara vermektedir. Bu nedenle, Thüringenli terör hücresi tarafından işlenen cinayetler, ülkemize yönelik bir saldırıdır, onlar ülkemizin utancıdır.   

        Şansölye olarak görevim itibariyle faillere dair video görüntülerini, örneğin rehin alma vakalarında, bazen şahsen seyretmem gerekiyor. Thüringen terör hücresine yönelik soruşturma çerçevesinde ortaya çıkartılan video görüntülerini de seyrettim. Sözkonusu videoda bilinen Pembe Panter çizgi filminden unsurlara yer verilmiş. Bu görüntülerinde videoyu hazırlayanlar cinayetlerden gururla bahsediyorlar ve kurbanlarla alay ediyorlar. Bu denli aşağılık bir tutuma, hainliğe, alçaklığa, görevim sırasında daha önce tanık olmamıştım.   

        Kendime şu soruyu sordum. İnsanlar nasıl bu tür düşüncelere sahip olurlar ve böyle bir şey yapabilirler? Aşırı uçlara mensup failleri kimler ve neler etkiliyor? Bu tür failler nasıl kendilerine yardım eden kişiler ve taraftar bulabiliyorlar? İnsanları düşmanca yaklaşımlara ve tehditlere karşı en iyi şekilde nasıl koruyabiliriz?   

        Bu konuda kısmen başarısız olduğumuzu itiraf etmek zorundayız. Bazen, özellikle işsizliğin ve göçün yoğun olduğu yerlerde gençlere yönelik çalışmaların azaldığını, boş zamanların değerlendirilmesine yönelik olanakların da azaldığını ve demokrasi düşmanlarının bu durumu istismar ettiklerini görmek zorundayız. Bu gençlerle kimse ilgilenmediği için Neonazilerin bu gençleri aşırı sağcı grupların kendi aralarında düzenledikleri etkinlikler aracılığıyla tuzağa düşürmesiyle çok kötü bir noktaya gelindiğini göstermektedir. Olanaklar sunulmadığı için anayasa düşmanı ve aşırı sağcı siyasi bir partinin genç aileleri eğlenceler ve etkinlikler düzenleyerek tuzağa düşürmesine kayıtsız kalamayız.   

        Devletin tüm gücüyle mücadele etmesi gerekir. Ancak yalnızca devletin olanaklarıyla nefret ve şiddetin üstesinden gelinmesi mümkün değildir. Güvenlik güçlerinin desteğe ihtiyacı bulunmaktadır. Kayıtsız kalan değil, duyarlı vatandaşlara, güçlü sivil topluma ihtiyaç duyulmaktadır. Bu talimatla gerçekleştirilemez. Herkes kendini toplum için sorumlu hissetmeli ve huzur içinde birlikte yaşam için katkıda bulunmalıdır. Sivil toplum aile içinde oluşur. Çocuklar daha erken yaşlarda sorumluluk içinde birlikte yaşamın esaslarını öğrenirler. Sivil toplum arkadaş ve tanıdık çevrelerinde, okullarda, derneklerde ve iş hayatında oluşur.   

        Öte yandan çok sayıda cesaret verici gelişmeler olduğunu, çok sayıda insanın barış içinde birlikte yaşam için angaje olduğunu görüyorum. Örneğin, Dresden’de binlerce vatandaş şehrin bombalanmasının yıldönümünü andıklarında ellerini birbirlerine uzatarak zincir oluşturdular ve anma etkinliğini istismar etmek isteyen Neonazilere dur mesajı verdiler. Ülkemizde irili ufaklı çok sayıda girişim, nefret ve şiddete karşı mesaj vermektedir. Bu girişimler cesur insanlar tarafında hayata geçirilmiştir. Bu insanlardan bazıları bugün burada bulunmaktadır. Bu insanlara ülkemizde çok sayıda diğer insanları temsilen teşekkür etmek istiyorum. Olanakları dâhilinde huzurlu birlikte yaşam için çaba gösteren, nefret ve şiddete karşı çıkan vakıflara, medyaya, öğretmenlere, din adamlarına, iş adamlarına, örgüt ve dernek temsilcilerine teşekkür ederim.   

        Önyargılara, aşağılamaya ve dışlamaya karşı mücadele her gün verilmelidir - evlerde, yakın çevrede, okullarda kültürel faaliyetlerin gerçekleştirildiği ve boş zamanların değerlendirildiği mekânlarda, dini cemaatlerde ve işyerlerinde. Yapılan yorumlara ve ortaya atılan sözlere karşı her yerde hassas olmalıyız. Bazı ifadeler çok hafife alınmakta ve o kişinin aslında sözkonusu ifadeyi ciddi bir şekilde kast etmediği söylenmektedir.   

        Hoşgörüsüzlük ve ırkçılık kesinlikle yalnızca şiddet eylemiyle dışa vurulmamaktadır. Yalnızca aşırı uçlara mensup olanlar tehlikeli değildir. Önyargıları körükleyen ve aşağılama ortamı yaratan kişiler de tehlikelidir. Bu nedenle dışlama ve aşağılamanın nerede başladığının bilincinde olunması ve bu konuda hassas davranılması çok önemlidir. Adam sendecilik ve aymazlık genel olarak zihniyetin vahşileşmesi sürecinin başlangıcında yer almaktadır. Söylenen sözleri eylemler izleyebilir.   

        İrlandalı düşünür Edmund Burke şöyle söylemiş: “Kötünün zafer kazanması için iyilerin hiçbir şey yapmaması yeterlidir”. Evet, demokrasi kayıtsız kalmamak ve iş yapmak suretiyle hayatta kalmaktadır. Demokrasi, hepimizin her gün ona sahip çıkmamız sayesinde hayatta kalmaktadır. Demokrasiyi yaşamak, özgürlük içinde bir arada yaşamak ve çeşitlilik içinde bir hayata sahip olmak için sorumluluk üstlenmemizi gerekli kılmaktadır. Bunun başarılması durumunda, çeşitliliğin zenginliğinden herkes faydalanabilir.   

        Almanya bu tecrübeyi tarihinde sürekli olarak edinmiştir. Çünkü Almanya’nın tarihi ülke dışına ve içine olan göçün de tarihidir. Bu suretle dünyanın her yeriyle köprüler kurulmuştur. Almanya refahının büyük bir bölümünü dünyaya açık olmasına diğerlerine karşı duyduğu meraka borçludur. Bu ülkede farklılıklara ve birbirinden çok farklı hayatlara sahip olarak yaşıyoruz. Almanya – Bu, biziz, bu ülkede yaşayan hepimiziz. Nereden gelirsek gelelim, görünüşümüz nasıl olursa olsun, neye inanırsak inanalım, güçlü ya da zayıf olalım, sağlıklı ya da olalım, engelli ya da engelsiz olalım, yaşlı ya da genç olalım.   

        Bizler bir ülkeyiz, bir toplumuz. Dünyanın birçok ülkesinden buraya gelmiş olan kişileri de basitçe göçmen olarak adlandırmak mümkün değildir. Onlar da çeşitli ve birbirinden farklıdırlar. Bizler beraberce Anayasamız ve orada kendi dilimizde formüle edilmiş olan değerler ile özgürlükçü demokratik temel düzenimiz çerçevesinde Almanya’nın çehresini ve 21. Yüzyıl’ın küreselleşmiş dünyasındaki kimliğimizi beraberce oluşturuyoruz. Bizler bu değerleri kabul eden herkesi ve Anayasa’nın başlangıcında yer alan insan onurunun dokunulmazlığı ilkesini beraberce savunuyoruz.   

        Podyumdaki on ikinci mumun verdiği mesaj budur. Bu mum, iyi bir geleceğe ilişkin ortak umut ve iyimserliğimizin sembolüdür. Hep birlikte ve sahip olduğumuz konum ve imkânlar dâhilinde bu umut ve iyimserlik içinde ülkemizin ve insanlarının esenliği için çalışalım.